Sakarya’nın Kaybolan Yılları
Verilen sözler, yapılmayan projeler ve bekleyen bir şehir…
Geçmişe dönük yerel medyayı incelediğinizde, son 24 yıl boyunca göreve gelen tüm Büyükşehir Belediye başkanlarının söz verdiği ve imza attığı birçok projeyle karşılaşırsınız.
Bu hafta makalemde, konuşulanları değil; yapılmayanları hatırlatmak istiyorum.
Sakarya’nın geleceğini doğrudan ilgilendiren bu ve benzeri projeler için defalarca tören çadırları kuruldu, lansmanlar yapıldı ve medya tanıtımları gerçekleştirildi.
Süslü sözler verildi.
İmzalar atıldı.
Projeler anlatıldı.
Yıl 2026…
Ne yazık ki saydığım projelerin büyük bölümü, sistemin sembolik projelerinden biri olan “askıda ekmek” gibi… askıda kaldı.
Her seçim döneminde vatandaştan oy almak ve seçimi kazanmak için verilen bu vaatlerin büyük bölümünün yerine getirilmediğini üzülerek görmekteyiz.
Bunun tek bir sebebi olabilir:
Sakarya’nın milliyetçi ve muhafazakâr kimliğinin, yıllar içinde bazı siyasetçiler tarafından yanlış okunması ve kötüye kullanılması.
“Ceket koysak yine oy verirler” anlayışı, seçmenin iradesini küçümseyen en tehlikeli siyasi yaklaşımlardan biri olmuştur.
Şimdi de ulaşımla ilgili bazı gözlemlerimi aktararak sizlerin ve yöneticilerin dikkatini çekmeye çalışacağım.
Son bir yıldır şehir içi trafiğinin ciddi şekilde yoğunlaşması ve yaşanan keşmekeş nedeniyle ana güzergâhlardan uzaklaşıp ara sokakları kullanma fırsatım oldu.
Ancak bu süreçte dikkatimi çeken bir gerçeği sizinle paylaşmak istiyorum.
Yoğun trafikten kaçmak için girdiğim sokakların önemli bir kısmının çıkmaz sokak olduğunu gördüm. Hatta bazı sokakların yaya geçişine dahi kapalı olması, şehrimizin plansızlığını açıkça ortaya koyuyor.
Bu durum beni hem şaşırttı hem de derinden üzdü.
Yaptığım küçük bir araştırma sonucunda Sakarya’da, çoğu merkez ilçede olmak üzere yaklaşık 800’e yakın çıkmaz sokak bulunduğunu öğrendim.
Bunun üzerine zihnimde bir deprem senaryosu canlandırdım.
Depremlerin sık ve şiddetli yaşandığı Sakarya’da, olası bir deprem anında bina enkazlarının bu sokakları tamamen kapatabileceğini; bu bölgelerin girilemez ve çıkılamaz hâle gelebileceğini düşündüm.
Böyle bir durumda yardım ve kurtarma ekiplerinin o bölgelere ulaşamaması ihtimali… insanın içini ürpertiyor.
Kıymetli Sakaryalılar,
Böyle bir trajedinin sorumluluğu;
1999’dan bugüne kadar planlı ve deprem dirençli bir şehir kuramayan, görevlerini ihmal eden yöneticilere ait olacaktır.
Bugün şehirde “yerinde dönüşüm” adı altında yapılan veya yapılması planlanan uygulamaların, mevcut plansızlığı gelecek nesillere devretmekten başka bir anlam taşımadığını düşünüyorum.
Şehri yönetenlere samimi birkaç tavsiyem var:
* Öncelikle Sakarya’nın bütüncül bir master planını hazırlayın.
Parça parça, lokal kararlarla kentsel dönüşüm yapılmaz.
* Alt yapı ve üst yapı planlamasını birlikte ele alın.
Ana ulaşım arterlerini, raylı sistemleri, yolları ve sokakları yeniden planlayın.
* Şehrin hava koridorlarını oluşturun.
Bu ulaşım arterlerini büyük meydanlarla birbirine bağlayın.
* Kentsel dönüşümü bu bütüncül plan çerçevesinde hayata geçirin.
* Şehir içi trafiğini rahatlatmak için Büyükşehir adaylığım döneminde hazırladığım vizyon projeyi inceleyin ve uygulayın.
* Marmara Bölgesi’ni besleyen verimli topraklara ve meralara sahip Sakarya’nın tarım ve hayvancılık potansiyelini öne çıkarın.
Lojistik avantajını doğru kullanın.
Ve en önemlisi…
Pusulanız bilim, liyakat, ahlak ve adalet olsun.
Göreceksiniz; doğru planlama ve doğru yönetimle Sakarya sadece Türkiye’de değil, dünyada da örnek gösterilen bir şehir olabilir.
Bazen büyük dönüşümler,
küçük ama doğru bir planla başlar.